17 Eylül 2011 Cumartesi

Kötü Zamanların İyi Filmleri: Mary and Max(2009)

Stop motion tekniği kullanılarak yapılan bu filmde büyük bir emek var. Evin çatısından çikolata kutusuna, elektrik direklerine kadar hayatımızdaki her ayrıntıyı hamurla yapmışlar. [Geçiniz bu teknik bilgileri]

İzledikten sonra daha çok Max'in ruh halini paylaşmıştım.
Arkadaşımla bütün gün evden çıkmayıp -ben odamdan sadece geceleri çıkıyordum- film izliyorduk. İkimiz de okulu bir dönemliğine asmıştık. Ama onun benim bunu yaptığımdan haberi yoktu benim de onun bunu yaptığından haberim yoktu.

Ve aslında film alacak paramız yoktu, film ödünç alacak arkadaşlarımız yoktu. Ev arkadaşım babasının evine gittiğinde yanında bir şeyler getiriyordu. Haftasonu indirip pazartesiye getiriyordu. Bazen istek yapıyordum.
Arkadaşımla çok bunaldığımızda yaşlıların oturduğu parka inip sigara içiyorduk. Otellerle çevrili olan suriçinin göbeğinde oturuyorduk ve yaşlı muhafazakar amcaları görmekten de fena halde sıkılıyorduk.

Hayatımın en ölümcül filmlerini o dönem izledim. Boktan yapımlar ama birileri vermişti çok çok eskiden ve ilk kez izleyecek vaktimiz, enerjimiz vardı. Yapacak bir işimiz yoktu. Ben arasıra internet kafeye gidip Neşe'yle mesajlaşıyordum. Arkadaşım da arkadaşına gidiyordu, takılıyordu. Ben daha çok evde yalnızdım. Ha ben de Mustafa'ya gidiyordum. Mustafa iyi adamdı. O da fakir ve işsizdi o sıra, laptopunu satmıştı en son o derece. Sonra işleri düzeldi çok da iyi oldu. Galeri açmayı planlıyordu. Geçen ay bir şiirini bir dergide görünce şiirini basmışlar diye haber verdim. Meğerse haberi yokmuş, izinsiz yayınlamışlar yıh yıh dedim dergi sahiplerine... Tabii Mustafa'nın benim için bittiği an karşıdan karşıya yürürken onu görünce gülümsemem üzerine onun yolunu değiştirip başka tarafa bakmasıydı. Hiç üzülmedim.

O filmler ki gülmekten yerlere yatıp ki misal Nicole Cage o kel kafasıyla bir plazanın camından şehre bakarak New York olabilir ' bu dünyayı nasıl kurtarabilirim' diye soruyordu. Arkadaşım bunu kaçırdı mesela ben oha deyip yerlere yatınca başa sarıp bu bodrum katındaki evimizde, mini penceremizden asfaltın altında kalan boşluğa bakıp dünyayı NASIL KURTARABİLİRİM LAN deyip taklit ederekten kediyi dövüyorduk, kediden gerçekten nefret ediyordum. Yalnızlığımı paylaşan tek canlıydı, halimi düşünün işte...

O günlerin birinde ben Mary and Max'i merak ediyorum demişti arkadaşım her zamanki köşesinde. Yeni çıkacaktı merakla bekliyordu. Şofbenimiz elektrik çarpıyordu korkmadan yıkanıyordum yine de, her nedense.. Şimdi düşündüm de şu an rahatlıktan mıdır nedir ocağı çakmakla yakarken bile alevin elime sıçramasından fena halde korkuyorum.

Bir defasında da kafa bulmak için araştırma yapmaya dışarı çıktık. Bir şeyle döndük. Etkisini 2 saatte göstereceğini belirtmişlerdi deneyimliler fakat uykumuz gelince ve etkisini de göremeyince uyumaya karar verdik. Arkadaşım uyandıgında odama dalıp ahaha kahkahayı basmıştı ulan noldu diye. Ben yüzümü gözümü şişmiş hissediyordum aynaya bakmaya hatta uyanmaya korkuyordum çünkü gözümü her zerresine kadar hissediyordum. Göz kapağımın kenarlarındaki kıvrımın göz bebeğime değen yerini. Tanrığm.
Tabii günlük de tutmuştuk ama ...... günlüğü'nü sanırım kaybettik.

Ben bir ara bıkıp ve artık vazgeçip memlekete döndüm. Tatilim erken başladı anne hohho diye konuya girdim ve bir bilet parası koparır koparmaz evime gittim. Bırrrr çok soğuktu kış bir de arkadaşım mesajlar atıyordu burası hala çok soguk evimizde donuyorum diyerekten 15 güne yakın geç de döndüm o zamanlar sıcaklar hafif hafif gelmeye başlamıştı.

Böyle bir dönemde geldi mary and max.
Böyle bir dönemde geçti hayatımdan.
Bu yüzden içselleştirdikçe içselleştirdim.

Ne yazdıgımı şimdi bilmiyorum inanın... Ama salla yazı dediğin nedir ki...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder